manchester city etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
manchester city etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2012 Salı

Manchester City 44 yıl sonra şampiyon




İngiltere Premier Lig'de şampiyonluğu uzatma dakikalarında yakalayan Manchester City, 44 yıl sonra gelen zaferini Manchester sokaklarında taraftarlarıyla kutladı. Manchester City, şampiyonluğu son olarak 1968 yılında yakalamıştı.

Manchester United'a nazaran daha zayıf bir ekip olan City bu sonuca hafta sonu Queen's Park Rangers takımını 3-2 yenerek ulaştı. Maçtan sonra futbolcular ve menajer Roberto Mancini üstü açık bir otobüsle taraftarları selamladı.

City sezon boyunca mücadeleyi çoğu zaman önde götürdü. Ancak Manchester United ligin bitimine altı hafta kala sekiz puanla öne geçti. Son maçlarında büyük puan kayıpları yaşayan ve üç hafta önce de City’e deplasmanda 1-0 yenilen Manchester United averajla geriye düştü.

City son maçına, galibiyetin şampiyonluğu getireceğini bilerek çıktı. Ligde kalmayı garantilemek için en az bir puana ihtiyaç duyan Queen's Park Rangers da 90. dakikaya 2-1 önde girdi.
City'nin, şampiyonluğa ulaşmak için uzatma dakikalarında iki gol atması gerekiyordu, nitekim de öyle oldu. 


Manchester şehir konseyi başkanı Sir Richard Leese maç sonrasında yaptığı açıklamada: "Şehrin iki takımını şampiyonluk için mücadele etmiş olması dünyanın ilgisini üzerimize çekti, bu da turizm gelirlerimizin artmasına yol açtı" dedi ve sözlerine şöyle devam etti: "Tırnak kemirten bir final oldu. Konsey olarak City'nin şampiyonluk turunu kolaylaştırmak için elimizden geleni yapmaya hazırız. Bu zafer turu City taraftarlarına yıllar içinde yaşanan iniş ve çıkışları geride bırakıp bu büyük başarıyı kutlama fırsatı sunuyor."

City taraftarları yıllardır Manchester United taraftarlarınca alaya alınır. Ancak bu durum geçen sene Manchester City İngiltere Federasyon Kupası'nı (FA Cup) kazandığında değişmişti.


Manchester United nisan ayında yeniden sekiz puan öne geçince önde gelen müşterek bahis şirketi Betfred, Kırmızı Şeytanlar olarak anılan Manchester United'ı destekleyen bahisçilere yaklaşık 500 bin poundluk ödeme yapmıştı. Bahis şirketinin kurucusu ve Manchester United taraftarı olan Fred Done, o günlerde attığı bir tweet'te "City aradaki farkı kapatamaz, bu defa yanılmıyorum" demişti.

Kaynak: BBC Türkçe


29 Mart 2010 Pazartesi

Eriksson Fildişi Sahili Milli Takımıyla Anlaştı


Fildişi Sahili milli takımının teknik direktörlüğüne İsveçli Sven-Goran Eriksson getirildi. 62 yaşındaki Eriksson kulüpler seviyesinde İsveç ve Portekiz'in yanı sıra İtalya'da Roma, Sampdoria ve Lazio'yu çalıştırdı, 2001-2006 yılları arasında İngiltere milli takımının teknik direktörlüğünü yaptı.

2002 Dünya Kupası, Euro 2004 ve 2006 Dünya Kupası'nda İngiltere'ye çeyrek final oynatan Eriksson daha sonra Manchester City ve Meksika milli takımında başarısız dönemler geçirdi.

Eriksson son olarak geçtiğimiz yıl İngiltere dördüncü lig takımlarından Notts County'e futbol direktörü oldu ama Şubat ayından bu görevi bıraktı.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Hayatın akışına bıraktı kendini...Sven Goran Eriksson...


Sven Goran Eriksson, nam-ı değer Svennis, parlak futbolculuk geçmişi olmayan ama teknik direktörlüğüyle efsane olmuş hocalar kategorisinde çok iyi bir örnek teşkil eder. 27 yaşında yaşadığı diz sakatlığı yüzünden futbolu bırakmış olsa da zaten sergilediği performansla dünyayı sarsacak bir sağ bek olmaktan her zaman oldukça uzaktı. Ancak belki kendisi dahil kimse tahmin edemezdi, bir efsane olmak için sadece birkaç adım kaldığını.
29 yaşındaydı ve Degerfors IF takımı ona emanetti, kadroda kendisinden yaşça büyük oyunculardan öğreneceklerini tamamlamadan, üzerinde eşofmanı, kulübede sorumlu olarak bulunuyordu. Ancak genç Eriksson, futbolculuktaki hüsranı bu sefer yaşamak istemiyor ve hırsla çalışmalarına devam ediyordu. Çok değil, aradan 1 yıl geçti ve Svennis kendini ispatlayarak İsveç’in o dönem en büyük takımı olan Göteborg’a gitti. İlginç olaylar burada da peşini bırakmadı genç teknik adamın. Sanki hayat 3 yılda şampiyonluk yaşamadığı halde onu kazanmaya çalışıyordu ve bu sefer ki adres Portekiz’di, Benfica kulübü sürpriz ve taraftarlarından tepki çekecek bir kararla onu Estadio Luz’a getirmişti. Avrupa’nın kuzeyinden gelen bu soğuk adam çabuk ısındı Portekiz’e ve art arda kazanılan 2 şampiyonluk Lizbon’da yüzleri güldürdü. Bu başarılar ona Serie A kapılarını ardına kadar açsa da, 5 yıl kaldığı İtalya’da (Genoa ve Fiorentina’da çalıştı), hep Lizbon’u özledi. Takvimler 1989’u gösterirken, ikinci evinde, Benfica’daydı tekrar. Daha önce oynadığı filmde bir kez daha rol alan Eriksson, aynı mutlu sonla yani 2 şampiyonlukla hem CVsini hem cebini dolduruyordu. 92 baharında, Serie A’da ona hala inanan birileri vardı ve Sampdoria reddedemeyeceği bir teklifle çaldı İsveçlinin kapısını. Bu sefer olacaktı, İtalya onun için bir alışveriş merkezi olarak kalmamalıydı ve azmin diğer adı olan Svennis, bunu da başardı. Devlerin arasında İtalya kupasını müzesine götüren Sampdoria, ünlenirken, Eriksson yine başroldeydi. Hayat onun istediği gibi ilerliyordu ama kazanılan 4 Portekiz şampiyonluğu zamanla eskimeye başlamıştı. İtalya’da kalmak onun için en iyisiydi ve İngiltere’den gelen teklifleri reddeden Eriksson, başkentin yolunu tutarak Lazio’ya, bir teknik direktör olarak tutunabilmenin en zor olduğu takıma gelmişti. Ancak bu sefer her şey rüya gibiydi, taktığı buz mavisi kravat onu 40 yıllık Laziolu gibi gösteriyor, gözlerinin mavisi Veron, Nesta, Nedved gibi yıldızlara aidiyet duygusunu aşılıyordu. Kadrosuna Stankovic, Salas ve Mancini’yi de katan Eriksson, Viyana filarmoni orkestrası gibi izleyenleri mest eden bir takım yaratarak, İtalya Kupası, İtalya Süper Kupası(2), UEFA kupası ve Kupa Galipleri Kupasını topladı 3 senede. Artık bir hedef vardı ulaşılmadık, o da Serie A’da İnter, Milan ve Juventus’u geride bırakarak zafer yaşamak ve dünyada zirveye çıkmak. 2000 yılında bunu da başardığında kimse şaşırmamıştı ama İsveç’in gururu artık gözünü daha büyük yerlere dikmişti. Yıllık 5.5 milyon Poundluk tarihi teklif onu yıllar önce gitmediği İngiltere’ye, hem de kulüpler üstü bir düzeye milli takıma getirmişti. Wembley sakinleri ayakta alkışlayacakları yeni liderlerini bulmuştu ama işler umulduğu gibi gitmedi hiçbir zaman Ada’da. Lampard, Owen, Heskey, Gerrard’lı kadroyla oynanan kötü futbol, dünya kupalarında çeyrek finalden geri dönüşler, gazetelerde atılan ‘idiot’ başlıklarıyla son buldu ve Eriksson, renklerin buluştuğu başka bir yuva buldu kendine. Manchester City. Mavi gözlü dev, Manchester’da buz mavisi kravatını yine taktı ama bu sefer düzen tersine işliyordu. İngiltere seferi bitmeliydi artık ve zor görevlerin adamı Güney Amerika’daydı. Mexica’da her şeyi denedi ama Cardozo ve Giovani Dos Santos da onun başarılı olmasını sağlayamadı. 13 maçta alınan 6 mağlubiyet bu görevi de sonlandırdı ve Eriksson artık pes etmişti. Yeni başlangıca soyundu Svennis ve Trabzonspor görüşmesiyle sinyallerini verdiği takım arayışları, dünyanın en eski futbol takımı olarak bilinen Notts County’de son buldu. Şu sıralarda, 4.ligde bulunan Notts County’nin futbol direktörü olan bu dev adam bir kez daha TV yayınlarında karşımıza çıkmasa da biz onu hep elindeki kupalarla hatırlamaya devam edeceğiz…

3 Nisan 2009 Cuma

Superbia in proelio*..


Manchester City’nin armasında yer alan ve kazanabildiği üç kupayı temsil eden üç yıldızın hemen altında yazan “savaşta ve mücadelede hep gurur*’’..



Manchester United ile aralarında 120 yıldır süregelen rekabette, hep ‘’halktan’’ gelen taraf olmalarını sağlayan ve rakibe karşı aldıkları en önemli galibiyetin anısı..



1800’lerin son demlerinde işçiler tarafından kurulan bu iki ezeli takım, 19.yüzyılın kapanışında en önemli mücadelelerini sahada değil, kulüp bütçesinin yönetiminde vermekteydi.. O yıllarda ülkeyi kaosa sürükleyen kriz, takımları yok etmek üzereyken iki takım yöneticilerinin yaptığı seçimler bir çözümden öte, etkileri günümüz futbol arenasına dahi yansıyacak bir sürecin başlamasına sebep olacaktı. Bu darboğazdan geçişte, City yeniden yapılanıp küçülme yolunu seçerken, Newton Heath L&YR zengin bir iş adamına satılarak, dünya futbol tarihine kazınacak olan ismiyle, Manchester United olarak yeniden doğdu. Lakin ne kazanılacak olan şampiyonluklar-kupalar-başarılar, ne de yıldızlar, küstürdüğü mavi yakalı taraftarlarını asla geri döndüremeyecekti. Artık futbolun içinde sınıflar da vardı ve City, sir’lerin karşısında ‘the citizens’ olarak; kaybettiği, küme düştüğü yahut kazandığı her maçta yanında olup, desteğini hiçbir zaman esirgemeyecek olan kemikleşmiş bir taraftar kitlesine sahip olarak, rakibine karşı saha dışında en anlamlı galibiyeti almıştı.



Fakat yurttaşların gururlu mücadelesi yine bir yüzyıl değişiminde teklemeye başladı. Artık takım renklerinin, yakaların önüne geçtiği bir dünyada ayakta kalmakta zorlanıyorlardı. Üst üste alınan mağlubiyetler, istikrarsız yönetimler, uyumsuz futbol ve en sonunda takımın küme düşmesi ile 100 yıl önce ezeli rakipten kazanılan taraftarlarını kaybetmişti, takım artık batmanın eşiğindeydi. 2006 yılı geldiğinde, yurttaşların büyük tepkisine karşın, takım Taylandlı bir iş adamı tarafından satın alındı. Lakin gelen paraya rağmen takımdaki huzursuzluk git gide artıyordu. Böyle bir ortamda, bir de Sven Goran Eriksson’un gönderilmesi iplerin tamamen kopmasına neden oldu ve kulüp bir kez daha el değiştirdi.



Bu seferki sahip, krizin kıyısından geçmediği ülke; Birleşik Arap Emirlikleri şeyhi, Sheikh Mansour bin Zayed Al Nahyan’dı. Mancherster City, son dönemlerin en moda zengin hobisi, gerçek hayatta championship manager keyfinin son ve malesef en acıklı kurbanıydı. Zira yeni sahipleri, sahip olduğu servetle transfer piyasasını, futbol konusundaki bilgisizliğiyle de futboldaki bütün dengeleri alt üst edecek güçteydi..



Ada bu satışın şokuyla çalkalanırken, Avrupa ise Milan’daki iki Brezilya’nın ego savaşlarını izlemekteydi. Beklenen olmuş, disiplinsizliği yüzünden Katalunya’dan sınır dışı edilen Ronaldinho, Berlusconi’nin isteği üzerine Milano’ya getirilmişti. Şüphesiz ki, bu transfer karşısında en büyük şoku, daha önce sayısız kez Ronaldinho’yu takımda istemediği beyan eden, Kaka yaşıyordu. Yükselen grafiğine eklenen ödül ile, Milan’daki yerini iyice garantileyip sadece Cristiano Ronaldo ile aralarında yapılan ‘’en iyi’’ kıyası dışında asla eleştirilmeyen yıldızın tahtı artık sallantıdaydı. Kaka’nın yaptığı, ‘’Ronaldinho çok iyi bir oyuncu ama ikimizin aynı takımda oynaması imkansız, böylesine iki yıldıza aynı anda forma giydirmek Milan için negatif etki yaratır, Ronaldinho Milan için doğru oyuncu değil’’ açıklamalarına karşın Ronaldinho’nun alınmasında bu kadar ısrar edilmesi aslında çok daha büyük bir gerçeği saklıyordu: Milan, Kaka’dan vazgeçmişti..



Ronaldinho’nun resmen San Siro’ya gelişiyle, basın toplantılarında ‘’onunla oynamak büyük bir zevk olacak.’’ şeklindeki jestler, kapalı kapıların ardında restlere dönüşüyordu. Bir zamanlar Paolo Maldini’den sonra kaptanlık bandını taşımayı hayal eden Kaka’nın kariyerini artık Real Madrid’de devam ettirmeyi istediğini açıklamasının ardından, Milan yönetimi Kaka’nın satışıyla ilgili görüşmelere başlayarak savaşı iyice kızıştırıyordu. Artık Kaka’nın 120 milyon euro’lık fiyatı belirlenmiş ve fiyat iki takıma önerilmişti.. Kaka için Milan defteri kapanmak üzereydi.. Lakin sezon başladığında Kaka’nın Ronaldinho ile aynı takımda oynayamayacağı konusundaki görüşlerinde ne kadar haklı olduğu gözler önüne serildi. Ronaldinho alışma evresini henüz atlatamadığı ve form tutamadığı için takıma beklenen katkıyı sağlayamadığı gibi, sahada da Milan taraftarının alıştığı Kaka performansının izlenmesine engel oluyordu. Saha içinde durum böyleyken yönetim cephesinde de memnuniyetsizlik artıyor, Ronaldinho ve Shevchenko’dan beklenen verim alınamadığı gibi Kaka’yı da küstürmeyi başarıyorlardı. Devre arası verildiğinde, Milan şampiyonluk yarışından kopma noktasındaydı ve futbol dünyasını allak bullak eden transfer teklifi gündemde bomba etkisi yapmıştı..



Bütün spor gazeteleri ve programlarında Manchester City’nin 150 milyon euroluk tarihi transfer teklifi gündemi oluşturuyordu. Artık her yerde, kesin gözüyle bakılan bu satışın futbol dünyasında bozacağı dengeler, Kaka’nın kariyerinde yaratacağı etki, Milan’ın kazanacağı 120 milyon euro ile yapacağı transferler konuşuluyor ve transfer dönemi klasiklerinden olarak 150 milyon euro ile alınabilecek evler, arabalar, formalar sayılıyor, İngiliz gazeteleri Kaka’ya Manchester City forması giydirdikleri fotoğrafları manşetlerinde yayınlıyorlardı. Lakin gerek spor basınının, gerekse kulüplerin başında oturup güç-para ve siyaset üçgeninde takım ruhlarını satmaya- satın almaya çalışan yöneticilerin unuttuğu, takımı var edenin taraftar olduğu gerçeğini iki takımın yönetimine karşı direnişiyle görüşmeler boyunca yok sayılan rossoneri’ler hatırlattı..Taraftarların, bir futbolcuya böylesine sahip çıkması ne takım ne de Kaka’nın kendisi tarafından beklenen bir şey değildi. Şeyh Mansour Bin Zayed’in umursamadığı bu tepki, artık Real Madrid hayali kuran küskün Kaka’yı ’Beni bu kadar sevdiklerini bilmiyordum, çok duygulandım..Paranın hiçbir önemi yok burada onlarla, Milanlı olarak kalmak istiyorum ’’ sözleriyle takımına bağlayıp, 150 milyon euro’yu reddetmesine sebep olurken, aslında uzun zamandır unutulan takımların ruhunu ve futbolun dengelerini korumaya yönelik atılan en önemli adımlardan biriydi..





Lakin rossoneri ruhu ancak Kaka’yı kurtarmaya yetti.. Zira paranın oluk gibi aktığı Manchester City şeyhi rotayı diğer yıldız futbolculara çevirip halen hassas dengelerin üzerinde sakıncalı hareketlerine devam ediyor.. Şeyhin yeni kurban listesinde daha önceden 100 milyon pound ile ret cevabı aldığı iki yıldız David Villa, Gianluigi Buffon ve ilk defa gündemine aldığı Thierry Henry var. Bütün olumsuz yanıtlara rağmen, adeta championship manager’e yeni başlayan acemi bir çocuk gibi, adını duyduğu her yıldız futbolcuyu yüksek rakamlarla kendi takımında toplayıp oyunun tadını kaçırmaya çalışıyor ve bu hileden de pek vazgeçecek gibi görünmüyor. Belki de yapması gereken en önemli şeylerden biri, artık yurttaşlar için hiçbir anlamı kalmayan superbia in proelio’nun Pecuniate obediunt omnia olarak değiştirilmesi.. Ne de olsa onun dünyasında ‘savaşlar gururla değil parayla kazanılıyor’..
 
Futbol Bloglarini Takip Edin