rijkaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rijkaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Rijkaard'la adım adım...


Turkcell Süper Lig bu hafta sonu kapılarını futbolseverlere açtı.


Gerek sezon açılışından önce oynanan elemeler, gerekse bomba transferlerin sezon açılışına yakın tarihlerde takıma katılmalarının sonucu olarak öyle çok da beklenildiği gibi -görkemli- bir açılış olmadı..


Ama yine de geçtiğimiz sezonu düşününce oldukça çekişmeli bir ligin bizi beklediği açık.


Eleme oynamaya başladığı ilk maçtan itibaren sert eleştirilerin hedefi olan Galatasaray, Antep karşısında oynadığı oyunuyla her hafta daha da iyi olacağını gösterdi.


Tobol maçından bu yana her hafta biraz daha oturmuş biraz daha güçlü bir takım ortaya çıkıyor. Takımın nerdeyse tamamının da ileriye dönük ve hızlı oynamayı seven oyunculardan kurulu olması oyuna zevk katıyor. Galatasaray özellikle hücum hattında pek çok varyasyona açık bir kadroya sahip. Bu durum da hiç kuşkusuz, oyuncuların formalarına sahip olabilmek için performanslarını en üst düzeyde sergilemelerine sebep olacaktır.


Son iki-üç haftadır söylediğim gibi bir de Aydın konusu var Rijkaard’ın gündeminde. Takımın ilerlemesi en iyi bu oyuncuda gözlemleniyor. 3-4 yıldır beklenen düzeye bir türlü ulaşamayarak kulübeye mahkum olan Aydın şu anda Rijkaard’ın gözdelerinden biri. Yaptığı ara koşular ve çabuk oyunu ile Hollandalı'nın oynatmak istediği sistem için biçilmiş kaftan. Bu yüzden de şu anda Rijkaard'ın en önem verdiği oyunculardan birisi. Bu fırsatı iyi kullanabilirse hem Türk futbolu hem de Galatasaray büyük bir oyuncu kazanmış olacak..


Savunma hattında ise Gökhan ve Servet beklenenin üstünde bir uyum gösterdiler. özellikle de Gökhan Zan bu noktada -şaşırtıcı bir şekilde- iyi performans gösterdi. İleri hattaki oyuncuların hızlı ve yardımlaşmalı oyunu sayesinde Ayhan ve Mustafa Sarp geri dönüşlerde çok da sorun yaşamadılar. Bu da defansın daha rahat oynamasını sağladı. Ayrıca Gökhan Zan ve Servet ikilisinin yedeği olan Emreler'in Maccabi maçındaki oyunları da göz önüne alındığında Galatasaray savunma hattındaki problemi büyük ölçüde aşmış gibi görünüyor.


Fakat aynı şeyi orta saha için söylemek pek de mümkün değil. Mehmet Topal’ın sakatlık problemini psikolojik olarak aşamaması ve Linderoth’un zaten hiç olmayacağı göz önüne alındığında Galatasaray’ın acilen bir orta saha transferine ihtiyacı var. Bu eksikliğin giderilmemesi durumunda, Galatasaray’ın savunma hattı yine eskisi gibi açık vermeye başlayacaktır.


Serbest vuruşlardaki ustalığı ile transferi gündeme bomba gibi düşen Elano’yu henüz izleyemedik bile. Galatasaray bu haliyle dahi oldukça hazır görünüyor. Fakat Elano sahaya indiğinde ve bu ekip iyi bir orta saha ile desteklendiğinde Galatasaray'ın gol atmadan tamamlamayacağı maç yok gibi görünüyor..

7 Ağustos 2009 Cuma

Sistem Oturuyor

Son iki haftadır söylediğim gibi, elbette bu maçlar bir ölçüt değil. Takımlar önce hazırlıksız yakalandı, sonrasında ise rakipler pek dişli çıkmadı..

Galatasaray yedeklerinden kurulu kadrosu ile Avrupa liginde tarihi bir skor kazandı.


Ali Sami Yen’de aslar yoktu belki ama yarım düzine gol vardı. Rijkaard’ın sahaya sürdüğü ilk on bir, maçtan bir gün önce birilerinin kulağına gitse muhtemelen teknik adamın sonunu getirirlerdi.

Artık Galatasaray’ın dahi ümit etmekten vazgeçtiği Aydın – geçen hafta da söylediğim gibi- Rijkaard’ın ellerinde yeniden doğuyor adeta. Dün akşamki maçta sol açıkta olması sürpriz olmuştu. Fakat asıl sürprizi Aydın’ın maç performansıydı. Yaptığı ortalar ve ileri koşularıyla maçın temposunun yüksek kalmasını sağlayan oyunculardan biriydi. Bir yılı suskun geçiren Nonda ise adeta küllerinden doğarak hat-trick yaptı. Elbette bu maç Nonda’nın ilk on birdeki yerini garantilemeyecek fakat moralini yükseltip kendine güvenini geri getireceği açık. Zaten Rijkaard’ın geldiğinden beri yapmaya çalıştığı şey bu. Rakip karşısına her zaman kendine güvenen bir on sekiz ile çıkmak istiyor. Ancak bu şekilde gerek asları gerekse yedek kulübesi ile ligin en iyisi olabileceğinin farkında.

Galatasaray dün akşam rakibi karşısındaki ezici üstünlüğünü keyif veren bir futbolla sağladı. Hem de Galatasaray’ın en önemli silahlarından yoksun haliyle bir nevi yedek kulübesiyle bunu başardı. Takımın geçtiğimiz sezon şampiyonluktan kopmasının temelinde, yaşadığı kronik sakatlıklar ve bunun sonucunda yaşadığı kadro sıkıntısı, kulübede maçın gidişatını değiştirebilecek “kumaşı iyi” futbolcu eksikliği yatıyordu. Fakat görünen o ki Galatasaray bu sorunu – Rijkaard’ın doğru oyuncu analizleri ve çalışmalarıyla- çözmüş durumda.

En başta da dediğim gibi, rakibi göz önüne aldığımızda futbol açısından bir kıstas değildi bu maç. Lakin avantajlı bir skora sahip olmasına rağmen seyircisine keyif vermek için oynayan bir Galatasaray vardı sahada. Yani geçen yıl taraftarın hasret kaldığı o “ ruhun” geri dönüşü açısından önemli bir yere sahipti maç..


Galatasaray deplasmanda aldığı 4-1 ile zaten turu garantilemişti. Fakat kendi evinde tur sevincini taçlandırmayı seçti. Uzun bir aranın ardından Galatasaray oynadığı oyunla seyircisine zevk verdi.. Taraftarın bir türlü sevemediği mor formalarına rağmen..

Antrenman havası…

Fenerbahçe’de ise durum tam aksi doğrultudaydı..

Gerek evinde kazandığı 5-1’in rehaveti gerekse Macar takımının seyircisiz oynaması sonucunda tam bir antrenman maçı havası hakimdi karşılaşmada. Zaten bu havayı oyuncuların biraz da laubali hareketlerinden anlamak mümkündü. Ancak her şeye rağmen futbolcular ve teknik ekip haftasonu oynanacak Denizlispor deplasmanı için kendilerini zorlamama düşüncesindeydi.

Yeni transferlerden Cristian. sakin ve ne yapacağını bilen bir görüntüde. Andre Santos ise biraz tribünlere oynayan oyuncu havasında ama gün geçtikçe üzerine katacağını düşünüyorum, zaten golü daha fazla düşünmesi takımın hücum gücüne olumlu bir katkı sağlayacak gibi.

Bu maç hakkında fazla konuşmaya gerek yok, Fenerbahçe rahat bir karşılaşma oynadı ve turu kaptı. Ancak kafamı kurcalayan bir konu var. O da defansın göbeğinde bariz bir sıkıntının olduğu. Bilica çok fazla yerini kaybederek oynuyor. Bu belki zayıf takımlar karşısında fazla sorun olmayacaktır, ancak güçlü rakipler bu hataları affetmez. Daum’un da geçen maç bu konu hakkında serzenişlerini dinlemiştik zaten. O yüzden acil bir müdahale şart. Ali Bilgin ise verilen şansı yine iyi kullanamadı. Zaten kendisi bu gidişle futbolu unutacak gibi, gerçekten yazık...

31 Temmuz 2009 Cuma

Avrupa macerası başladı


Bir hafta öncesinde Rijkaard’ın biletini kesenler maç sonunda ne düşünmüşlerdir çok merak ediyorum. Oynadığı ilk iki resmi maçından sonra geniş bir kesim tarafından ipin ucuna konulan teknik adam dün akşam çalışmalarının karşılığını almaya başladı bile..

Gerek yaptığı kadro seçimleriyle gerekse değişiklikleriyle son iki haftanın -turu geçmesine rağmen- en çok eleştirilen ismi olmuştu. Ama neyse ki beş senelik Barcelona geçmişinde kazandığı tecrübe sadece futbol adına değil.. İspanya’da, -tıpkı İtalya ve Türkiye gibi- futbol ateşinin tribün ve medya desteğiyle daha bir harlandığı ülkelerden.. Rijkaard sert eleştirileriyle ünlü İspanyol basını ile baş etmesini öğrenmişti. Bu da Rijkaard’ın en büyük avantajı, zira şimdiye kadar bir çok yetenekli futbol adamının ülkemizden hüsranla ayrılmasının temelinde bu baskıya direnememesi yatıyor.

Rijkaard söylenenlere adeta kulağını tıkamış, hayalindeki Galatasaray’ı yaratmakla meşgul.. Gelip iki gün içinde Barcelona futbolu oynatamayacağının farkında, zaten onun çabası da ilk önce “Ajax modeli”ni oluşturmaktan yana. Takımla çıktığı hazırlık ve resmi maçlarının tamamındaki Aydın ısrarı da bunun göstergesi. Maccabi maçındaki performansı ise çabaların boşa gitmediğini gözler önüne serdi. Alt yapıdan Arda ile birlikte büyük umutlarla çıkmasına rağmen bir türlü beklenen performansı sergileyemeyip daimi yedek kulübesinde yer alan Aydın, Hollandalı teknik adamın ellerinde kendini yeniden yapılandırıyor. Eğer çalışmaya böyle devam ederse yeni bir yıldızın doğuşu kaçınılmaz olur..

Leo Franco ve Keita ilk defa taraftarın önüne çıktılar. İlk maç için bir şeyler söylemek ne kadar doğru bilinmez ama Galatasaray uzun zamandır sıkıntı yaşadığı kalesini bu kez emin ellere teslim etmiş gibi.. Maccabi’nin az da olsa tehlikeli çıkışlarını çok başarılı bir şekilde sonlandırmayı bildi. Ne zaman çıkması, ne zaman kalesinde kalması gerektiğini iyi kestirebiliyor, çünkü topu iyi takip ediyor. Fakat gol yollarını kapatmada sadece kaleci yetmiyor, Galatasaray’ın defansı adeta S.O.S veriyor. İsrail deplasmanında yenilen gol tamamen defans hatasıydı, çünkü savunmacılar halen ne zaman nerede durmaları gerektiğini bilmiyorlar. Bu yüzden Galatasaray’ın bu kadar emeğinin boşa gitmemesi için transferi, bir defans takviyesi yapmadan kapatmaması gerekiyor.

Galatasaray dün akşam geleceğe dönük çok güzel sinyaller verdi.. Sadece önümüzdeki sezon için de değil, geleceğe yönelik başarılı bir takımın -hem kendisinin hem de Galatasaray’ın yeniden doğuşunun- temellerini atıyor Rijkaard.. Tabi bu konuda sessizce görüşüp sabaha karşı takıma getirdiği yıldızlarla transfer dönemine damgasını vuran Haldun Üstünel’in çabalarını görmezden gelmek olmaz. Rakip takım taraftarlarının dahi takdir ettiği genç yönetici, birkaç hafta önce bahsettiğim iş adamı -yöneticiler yerine taraftar- yöneticilerin gerek kulüp geleceği gerekse futbolun ruhunu korumak adına ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Geçtiğimiz sezon hem yönetim kadrosunun yaptığı hatalar hem de saha içinde sergilenen kötü performansla tribünleri küstürmüştü Galatasaray. Fakat bu yıl görünen o ki, takım en tepeden alt yapılara kadar bambaşka bir yapılanma halinde, kendini temize çekmeye hazırlanıyor.

Diyeceğim o ki, Galatasaray taraftarlarını güzel bir sezon bekliyor..

HOCA FARKI...

Fenerbahçe’de ikinci Daum dönemi resmen başladı..
Dün sahada izlediğimiz Fenerbahçe ise teknik direktör seçimlerinin takım için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Geçen yıl Aragones yönetiminde izlediğimiz takım tamamen yenilenmiş..

Koşmaya mecali kalmayan -sahada yürüyen- isimler dün akşam sahada büyük bir hırsla ve yüksek bir konsantrasyonla ter döktüler ve ezici bir üstünlükle maçı kazandılar.

Evet rakip oldukça zayıftı fakat takımın ortaya koyduğu futbol göz doldurucuydu.

Bütün yabancılarının Brezilyalı olmasıyla eleştirilse de, takıma son gelen iki brezilyalı -özellikle de göbekte oldukça iyi performans sergileyen Cristian- ne kadar doğru bir transfer olduğunu dün gece Kadıköy’de kanıtladı.

Bu ikilinin yanı sıra, uzun zamandır tartışılan Alex merkezli sistem değişime uğruyor. Daum’un gelişiyle çoğu kişi tamamen Alex üzerinden bir stille oynanmasını bekliyordu şüphesiz. Fakat Daum Fenerbahçe’yi artık tek oyuncunun elinden kurtarmaya kararlı görünüyor. Bu seçimi de sahadaki oyuncuların bu kadar hırslı olmasının sebeplerinden biriydi.

Alex’in maçların bazısını yürüyerek tamamlamasına rağmen her daim sahanın beyni durumunda olması takımda birden fazla “Alex”lerin türemesine sebep olmuştu. Bu yeni sistemde ise her futbolcu bütün isteğini sahada sergiliyor. Şüphesiz ki bu futbol, boş kalan tribünleri çok yakında tekrar doldurmayı başaracaktır.

Ama –sanırım herkes için- gecenin sürprizi sessiz okçu Guiza’nın beklenmeyen performansıydı. Geçen sezonu tam bir hayal kırıklığı olarak geçiren ve transferi fiyasko olarak lanse edilen İspanyol oyuncu sahalara dönmeye karar vermiş gibi.. Bir sene rötarla da olsa, Türk futbol seyircisi Guiza’nın gerçek performansıyla -nihayet- bu sezon tanışacak.

SİVAS'I BEKLEYEN TEHLİKE...

Seyir zevki eksik geçen bir sezonun ardından yapılan değişikliklerle oldukça çekişmeli ve heyecanlı bir lig bizi bekliyor.

Fakat geçtiğimiz iki sezonun en çok konuşulan takımlarından olan Sivasspor bu sezon köşesine çekileceğinin sinyallerini verdi.. Takımdan ayrılan oyuncuların boşluğunun hissedilmeyeceği düşünülüyordu fakat Anderlecht karşısında alınan skor Sivasspor’un bu sezon oldukça zorlanacağını gözler önüne serdi.. Takımın durumu şu an için ortada, sonuçta söylenilebilecek pek bir şey yok. Sezon açılışı öncesi alınan bu sonuç takım içindeki özgüvenin de ciddi anlamda sarsılmasına sebep oldu. Oyuncular tekrar toparlanana kadar ciddi puan kayıpları yaşanacaktır. Bunun sonucu olarak da bu sezon Sivasspor’u zirveyi zorlarken izleme ihtimalimiz oldukça düşük.

Lige renk ve heyecan katan bir takımın böyle bir hezimetle kabuğuna çekilmesi lig açısından kötü oldu elbette. Fakat Türkiye’nin Mourinho’su olmaya hevesli Bülent Uygun’un durup kendisini gözden geçirmesine de sebep olacağı açık.

24 Temmuz 2009 Cuma

Mucize mi bekleniyordu?


Aslında geçen hafta oynanan maçtan sonra düşündüklerimde pek değişen bir şey yok. Zaten aradaki zaman diliminin yalnızca “bir hafta” olduğunun farkına varanlarda bir değişim beklemiyordu. Sonuçta öyle oldu.. Galatasaray - geçen haftaki gibi- tat vermese de istediği skoru alıp turu atlamayı başardı..

Fakat spor yorumcuları şimdiden Rijkaard’ın biletini kesti bile.. “Hatalarından ders almayan Rijkaard’ın takımı bu yıl ilk üçe bile sokamayacağı” konusundaki iddialar gazetelerin manşetlerinde bir bir yerini aldı. Maçın ardından verilen bu tepkiler Türk futbolunun en önemli sorunlarından birinin cevabını verdi.. Rijkaard’a imza töreninde dahi sorulan “Türkiye’de pek çok önemli isim başarısız performans gösterdiler, siz ne düşünüyorsunuz?” sorusunun cevabını elbette.. Hollandalı teknik adam Kazakistan’da oynanan maçtan sonra “Bu sonucu telafi edeceğiz” dedi ve İstanbul’da turu almayı başardı. O vaat ettiği başarıya ulaştı. Fakat oldukça geniş bir kesim bu sonuçtan memnun değil. Bir haftada bir takımın uyum ve kondisyon sorununun tamamen aşılabileceğini sananlar, Rijkaard’a futbolu öğretiyor(!).

Maçta iki gol vardı, ikisi de savunmacılardan geldi..
Bakıyorum, herkesin aklında forvetler ne yapıyordu sorusu var. Forvetlerinin henüz hazır olmadığını -daha zamana ve çalışmaya ihtiyaçları olduğunu- 1-1 biten maçın ardından açıklamıştı Rijkaard..

Buna rağmen bu kadar erken başlayan sert eleştiriler bir çok başarılı ismin Türk liginde neden başarıya ulaşamadığının cevabını vermiş bulunuyor.

Maça bakacak olursak öncelikle Kazak ekibi kendi sahasında yakaladığı şanstan sonra İstanbul’a tur ümidiyle gelmişti. Sahada da bu isteğini -en azından ilk yarı- açıkça gösterdi. Fakat bu sefer şansları yanlarında değildi. Galatasaray’da yürümekten vazgeçip bu maçta koşmaya başlayınca turun geçen taraf oldu.

Elbette Galatasaray mükemmel bir futbol sergilemedi.. Tek eksiği hazırlık da değil, acilen defans ve orta sahada takviyeye ihtiyacı var.

Kadroda bulunan 4-5 boyuncu ise Galatasaray formasını taşıyabilecek yetenekte olmadığını açıkça gösterdi. Bu noktadaysa teknik adamın, bu oyuncuları rapor etmekten başka yapabileceği bir şey yok. Yani artık top Galatasaraylı yöneticilerin elinde..

Türkiye’de, takımda işler kötü gitmeye başladığında hedef tahtasına teknik direktörü oturtmak artık klasikleşti. Galatasaray’da geçtiğimiz iki sezonda gidip-gelen teknik direktör sayılarına bakıldığında da bunu görmem mümkün. Ama bu sefer işin rengi farklı.. Eğer yönetim başarısı bu kadar tescilli bir teknik direktörü harcamak yerine doğru transferler yapmayı seçerse, ipi göğüsleyen taraf olması o kadar zor değil..

17 Temmuz 2009 Cuma

Rijkaard'ı anlamak..


Rijkaard resmi olarak takımın başındaki ilk sınavını Tobol karşısında verdi. Çoğu kişiye göre de, daha ilk maçtan sınıfta kaldı. Mevcut futbol yorumcularının geniş bir kesimi ise ne yapmaya çalıştığını anlayamamaktan yakındı. Bu konuda da haklıydılar.. Ne yaptığını anlayamamışlardı o yüzden de onlara göre Rijkaard ilk maçında fire verdi..

Ekran başında izlenen futbola bakıldığında, tamamen gençlerden oluşan kadrosuyla duran toptan gelen gol dışında doğru düzgün pozisyon bulamayan, rekip kaleye ancak 40. dakika da yaklaşabilen bir Galatasaray vardı. Adeta bir hazırlık maçı gibi.. Dün gece Central Stadium’da oynanan futbolun altında yatan durum da buydu; hazırlık..

Rijkaard aslında bu maçla iki açıdan hazırlık yapıyordu. Rakibin durumunu göz önünde bulundurarak maçın skorunu İstanbul’a bıraktığının herkes bilincindedir sanırım.

Gelelim hazırlık mevzuna.. Rijkaard’ı anlamanın yolu sanırım sözlerini dinlemekten geçiyor. Maç sonrasında yaptığı açıklamada “hazır olmamaları” nedeniyle Baros ile Arda'yı 90 dakika oynatmanın risk olacağını düşündüğü için bu şekilde bir 11 çıkardığını dile getirdi.. Elemeler, daha transferlerin devam ettiği ve takımın hazırlık takviminde daha çok başlarda olduğu bir zamanda oynandı. Evet Galatasaray, Tobol karşısında ezici üstünlük sağlayacak bir kadroya sahip fakat henüz hazır olmadıkları bir dönemde onları sahaya sürmenin yaratacağı tehlike dün alınan skordan daha önemli.

Galatasaray dün as kadrosuyla çıkıp tatsız bir futbolla galibiyete ulaşmış olsaydı, gerek teknik adam gerekse futbolcular için yapılan eleştiriler takımın gelişimini engelleyecek şiddette olacaktı. Bunun bilincinde olan Rijkaard ise aslarını şimdilik elinde saklamayı seçerek, hazırlık tadında bir kadroyla formalite maçına çıkmayı seçti. Bu tercihi ise takımda bazı dengeleri sağlamasının önünü açtı..

Hollandalı teknik adamın bu seçimi dün gece renksiz bir maç izlememize sebep olmuş olabilir. Fakat takım içindeki dengeleri sağlaması açısından önemli bir adımdı.. As oyuncuların her maçta öne sürülmeleri zamanla oyuncu egolarının takım çıkarlarının önüne geçmesine sebep olduğu ortada. Bunun en yakın örneği olarak Lincoln olayı var.. Böyle bir sıkıntının bir kez daha yaşanmaması için Rijkaard oyuncularına yaklaşımlarında daha temkinli davranıyor. Seçtiği kadroyla, gerektiğinde yıldızların kenarda bekleyebileceğini gösterirken diğer taraftan da alt yapıdan yetişip kadroya girme telaşında olan oyunculara güven aşılayarak ayaklarının daha sağlam basmasını sağlamış oldu. Her ne kadar, spor yorumcuları Rijkaard’ın acil bir Türk futbolu rehberine ihtiyacı olduklarını iddia etseler de, o aslında her şeyin farkında.. Dün gece sahaya sürdüğü kadro ile hem kendini hem de takımını sert eleştirilerden korumayı bildi..

Galibiyet gelmese de, skor Galatasaray’ın lehine ve takım zaten bu maçın telafisini alabilecek güçte.. Geçen sene çok başarılı bir kadronun yanlış teknik adamların elinde heba olmasından sonra, gerek yaptığı yerinde müdahaleler gerekse oyuncular arasında kurduğu denge ile Galatasaray sonunda doğru adamı buldu diyebiliriz..
 
Futbol Bloglarini Takip Edin