uefa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uefa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2010 Cuma

Bunu biliyor muydunuz ???


Hepimizin tüylerini ürperten UEFA Şampiyonlar Ligi Resmi Şarkısı'nın, 3 farklı dilden (Fransızca, Almanca ve İngilizce -- ki bu diller UEFA'nın resmi dilleridir) oluştuğunu biliyor muydunuz ?

Ce sont les meilleures équipes
Es sind die allerbesten Mannschaften
The main event

Die Meister
Die Besten
Les grandes équipes
The champions

Une grande réunion
Eine grosse sportliche Veranstaltung
The main event

Die Meister
Die Besten
Les grandes équipes
The champions

Ils sont les meilleurs
Sie sind die Besten
These are the champions

Die Meister
Die Besten
Les grandes équipes
The champions

9 Ekim 2009 Cuma

Unutulmaz Zaferler...Galatasaray-Real Madrid


Milenyumun başlangıcı tüm dünyada kutlanırken, bir başka kutlama vardı Copenhag sokaklarında. Olmaz denilen olmuş, Galatasaray İngiliz devi Arsenal’i penaltılarda saf dışı bırakarak UEFA Kupası’nı müzesine götürmüştü. 1999-2000 sezonunu ligde de şampiyon olarak bitiren Galatasaraylılardan mutlusu yoktu.
Ancak birden her şey değişti. Dümendeki kaptan Fatih Terim gemiyi terk etmiş, Hakan Şükür İnter’e gitmişti. Tüm kafalarda bir anda aynı soru belirdi ve herkes birbirine, Romanya’dan gelen Lucescu’nun takım için yeterli olup olmadığını soruyordu. Fakat sevimli yüzü, yüksek kültürü ve kalitesiyle çabuk sevdirdi kendini Luce.
Yeni sezonda Super Kupa zaferiyle devam eden Avrupa geleneği, Strum Graz’ın ardından 2.sırada bitirilen Şampiyonlar Ligi D Grubu’yla sürmüş, o dönem uygulanmakta olan 16 takımlı gruplarda Milan, Deportivo ve PSG maçlarıyla zirveye ulaşmıştı. Tıpkı UEFA Kupası gibi bu da gerçekti ve Galatasaray 2000-2001 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finaldeydi.
Takvimler 3 Nisan’ı gösterirken, Ali Sami Yen’i hınca hınç dolduran taraftarlar Real Madrid’i bekliyordu. Del Bosque yönetimindeki İspanyollar altın çağlarını yaşarken İstanbul’a gelmişlerdi ve Figo, Raul, Casillas gibi yıldızlar tüm haşmetiyle cehennemi yaratan taraftarlara baş kaldırıyordu. 21.45’te Collina düdüğünü çaldı ve dev maç başladı. Etkiliydi Real Madrid; Taffarel’in koruduğu kaleye dalga dalga geliyor ve Jardel’in kariyeri boyunca kendilerine attığı golleri bize unutturuyordu. Çok geçmeden süper yıldızların arasından sıyrılan Helguera, topu kalenin sağ köşesine bıraktı ve skor 1-0 oldu. Ardından, Makelele çıktı sahneye ve Bülent Korkmaz’dan kurtulup aynı köşeden topu ağlara yolladı. Bir anda 2-0 olan maçın ilk yarısı bu şekilde bitti. Taraftarlar ‘buraya kadarmış’ diye düşünürken, soyunma odasındaki Lucescu ve talebeleri aynı fikirde değildi…
Collina bir kez daha düdüğünü çaldığında her şey değişmişti. Sarı kırmızılı tehlike kendisini Madrid kalesinde hissettiriyor ve uğurumuz olan İtalyan hakemi bu kez penaltı kararı için düdük çalmaya zorluyordu. Ümit Davala’nın skoru 2-1’e taşıyan penaltısı ümitleri yeniden yeşertirken bu gol Galatasaray’ın Avrupa kupalarındaki 200. golü olarak tarihe geçiyordu. Arkasına taraftar desteğini yeniden alan Galatasaray, 2002 Dünya Kupası’nda destan yazmaya hazırlanan Hasan Şaş’la skoru 2-2’ye getirdi ve o ana kadar sakinliğiyle tanına Lucescu’nun yumrukları havadaydı.
Son dakikalara gelinirken orta sahada dengeli giden maç, Fatih Akyel’in Roberto Carlos’u bir Formula aracı gibi sollamasıyla bir kez daha bizim lehimize döndü ve Super Mario Jardel, havada asılı kalarak, Helguera’ya nazire yaparcasına aynı kalede Casillas’ı avladı.
İmkansız denilen gerçek olmuştu, 20 yıldır 2-0 öndeyken hiçbir mücadeleyi kaybetmeyen Real Madrid, Mecidiyeköy’de diz çökmüştü. Milyonlar “Şampiyon Galatasaray” sloganıyla haykırırken, Avrupa fatihi gazeteleri de zor durumda bırakmış ve 23.45’te başlık değiştirmelerine neden olmuştu.
Türk futbolu işte böyle not düştü tarih sayfalarına 3 Nisan gecesinde ve 45 dakikada gelen zaferi en iyi özetleyen başlık, Fransız kültürüne sahip Galatasaray için atılmıştı.
“İlk yarıda ‘REAL’ ikinci yarıda ‘SurReal’…”

31 Temmuz 2009 Cuma

Avrupa macerası başladı


Bir hafta öncesinde Rijkaard’ın biletini kesenler maç sonunda ne düşünmüşlerdir çok merak ediyorum. Oynadığı ilk iki resmi maçından sonra geniş bir kesim tarafından ipin ucuna konulan teknik adam dün akşam çalışmalarının karşılığını almaya başladı bile..

Gerek yaptığı kadro seçimleriyle gerekse değişiklikleriyle son iki haftanın -turu geçmesine rağmen- en çok eleştirilen ismi olmuştu. Ama neyse ki beş senelik Barcelona geçmişinde kazandığı tecrübe sadece futbol adına değil.. İspanya’da, -tıpkı İtalya ve Türkiye gibi- futbol ateşinin tribün ve medya desteğiyle daha bir harlandığı ülkelerden.. Rijkaard sert eleştirileriyle ünlü İspanyol basını ile baş etmesini öğrenmişti. Bu da Rijkaard’ın en büyük avantajı, zira şimdiye kadar bir çok yetenekli futbol adamının ülkemizden hüsranla ayrılmasının temelinde bu baskıya direnememesi yatıyor.

Rijkaard söylenenlere adeta kulağını tıkamış, hayalindeki Galatasaray’ı yaratmakla meşgul.. Gelip iki gün içinde Barcelona futbolu oynatamayacağının farkında, zaten onun çabası da ilk önce “Ajax modeli”ni oluşturmaktan yana. Takımla çıktığı hazırlık ve resmi maçlarının tamamındaki Aydın ısrarı da bunun göstergesi. Maccabi maçındaki performansı ise çabaların boşa gitmediğini gözler önüne serdi. Alt yapıdan Arda ile birlikte büyük umutlarla çıkmasına rağmen bir türlü beklenen performansı sergileyemeyip daimi yedek kulübesinde yer alan Aydın, Hollandalı teknik adamın ellerinde kendini yeniden yapılandırıyor. Eğer çalışmaya böyle devam ederse yeni bir yıldızın doğuşu kaçınılmaz olur..

Leo Franco ve Keita ilk defa taraftarın önüne çıktılar. İlk maç için bir şeyler söylemek ne kadar doğru bilinmez ama Galatasaray uzun zamandır sıkıntı yaşadığı kalesini bu kez emin ellere teslim etmiş gibi.. Maccabi’nin az da olsa tehlikeli çıkışlarını çok başarılı bir şekilde sonlandırmayı bildi. Ne zaman çıkması, ne zaman kalesinde kalması gerektiğini iyi kestirebiliyor, çünkü topu iyi takip ediyor. Fakat gol yollarını kapatmada sadece kaleci yetmiyor, Galatasaray’ın defansı adeta S.O.S veriyor. İsrail deplasmanında yenilen gol tamamen defans hatasıydı, çünkü savunmacılar halen ne zaman nerede durmaları gerektiğini bilmiyorlar. Bu yüzden Galatasaray’ın bu kadar emeğinin boşa gitmemesi için transferi, bir defans takviyesi yapmadan kapatmaması gerekiyor.

Galatasaray dün akşam geleceğe dönük çok güzel sinyaller verdi.. Sadece önümüzdeki sezon için de değil, geleceğe yönelik başarılı bir takımın -hem kendisinin hem de Galatasaray’ın yeniden doğuşunun- temellerini atıyor Rijkaard.. Tabi bu konuda sessizce görüşüp sabaha karşı takıma getirdiği yıldızlarla transfer dönemine damgasını vuran Haldun Üstünel’in çabalarını görmezden gelmek olmaz. Rakip takım taraftarlarının dahi takdir ettiği genç yönetici, birkaç hafta önce bahsettiğim iş adamı -yöneticiler yerine taraftar- yöneticilerin gerek kulüp geleceği gerekse futbolun ruhunu korumak adına ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Geçtiğimiz sezon hem yönetim kadrosunun yaptığı hatalar hem de saha içinde sergilenen kötü performansla tribünleri küstürmüştü Galatasaray. Fakat bu yıl görünen o ki, takım en tepeden alt yapılara kadar bambaşka bir yapılanma halinde, kendini temize çekmeye hazırlanıyor.

Diyeceğim o ki, Galatasaray taraftarlarını güzel bir sezon bekliyor..

HOCA FARKI...

Fenerbahçe’de ikinci Daum dönemi resmen başladı..
Dün sahada izlediğimiz Fenerbahçe ise teknik direktör seçimlerinin takım için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Geçen yıl Aragones yönetiminde izlediğimiz takım tamamen yenilenmiş..

Koşmaya mecali kalmayan -sahada yürüyen- isimler dün akşam sahada büyük bir hırsla ve yüksek bir konsantrasyonla ter döktüler ve ezici bir üstünlükle maçı kazandılar.

Evet rakip oldukça zayıftı fakat takımın ortaya koyduğu futbol göz doldurucuydu.

Bütün yabancılarının Brezilyalı olmasıyla eleştirilse de, takıma son gelen iki brezilyalı -özellikle de göbekte oldukça iyi performans sergileyen Cristian- ne kadar doğru bir transfer olduğunu dün gece Kadıköy’de kanıtladı.

Bu ikilinin yanı sıra, uzun zamandır tartışılan Alex merkezli sistem değişime uğruyor. Daum’un gelişiyle çoğu kişi tamamen Alex üzerinden bir stille oynanmasını bekliyordu şüphesiz. Fakat Daum Fenerbahçe’yi artık tek oyuncunun elinden kurtarmaya kararlı görünüyor. Bu seçimi de sahadaki oyuncuların bu kadar hırslı olmasının sebeplerinden biriydi.

Alex’in maçların bazısını yürüyerek tamamlamasına rağmen her daim sahanın beyni durumunda olması takımda birden fazla “Alex”lerin türemesine sebep olmuştu. Bu yeni sistemde ise her futbolcu bütün isteğini sahada sergiliyor. Şüphesiz ki bu futbol, boş kalan tribünleri çok yakında tekrar doldurmayı başaracaktır.

Ama –sanırım herkes için- gecenin sürprizi sessiz okçu Guiza’nın beklenmeyen performansıydı. Geçen sezonu tam bir hayal kırıklığı olarak geçiren ve transferi fiyasko olarak lanse edilen İspanyol oyuncu sahalara dönmeye karar vermiş gibi.. Bir sene rötarla da olsa, Türk futbol seyircisi Guiza’nın gerçek performansıyla -nihayet- bu sezon tanışacak.

SİVAS'I BEKLEYEN TEHLİKE...

Seyir zevki eksik geçen bir sezonun ardından yapılan değişikliklerle oldukça çekişmeli ve heyecanlı bir lig bizi bekliyor.

Fakat geçtiğimiz iki sezonun en çok konuşulan takımlarından olan Sivasspor bu sezon köşesine çekileceğinin sinyallerini verdi.. Takımdan ayrılan oyuncuların boşluğunun hissedilmeyeceği düşünülüyordu fakat Anderlecht karşısında alınan skor Sivasspor’un bu sezon oldukça zorlanacağını gözler önüne serdi.. Takımın durumu şu an için ortada, sonuçta söylenilebilecek pek bir şey yok. Sezon açılışı öncesi alınan bu sonuç takım içindeki özgüvenin de ciddi anlamda sarsılmasına sebep oldu. Oyuncular tekrar toparlanana kadar ciddi puan kayıpları yaşanacaktır. Bunun sonucu olarak da bu sezon Sivasspor’u zirveyi zorlarken izleme ihtimalimiz oldukça düşük.

Lige renk ve heyecan katan bir takımın böyle bir hezimetle kabuğuna çekilmesi lig açısından kötü oldu elbette. Fakat Türkiye’nin Mourinho’su olmaya hevesli Bülent Uygun’un durup kendisini gözden geçirmesine de sebep olacağı açık.

31 Mart 2009 Salı

Devler Ligi'nde siftah...


Roberto Carlos'la bu konuda çekişirler mi hiç emin değilim ama Beşiktaş taraftarına göre Türkiye'ye gelmiş en hızlı futbolcu hiç kuşkusuz Amokachi'dir ... Fatih Akyel ve arkadaşlarının maç boyu kovalamasına rağmen, her seferinde tur bindirilme tehlikesi yaşadıkları Daniel Amokachi, Beşiktaş'a Everton'dan gelmişti. Ancak burda daha da önceki kariyeri bizi ilgilendiriyor. Çünkü, nefeslerimizi tutup izlediğimiz Şampiyonlar Ligi'nin(kuruluş 1992) ilk golünü, bir Club Brugge - CSKA Moskova maçında, 17.dakikada, ev sahibi takımın forması altında Amokachi attı. Şu sıralar Nijerya milli takımında antrenörlük yapıyor olsa da, röportajında hala Beşiktaş'tan bahsediyor olması da bir dipnot olarak, siyah beyazlı taraftarlara gurur kaynağı olabilir.
 
Futbol Bloglarini Takip Edin